Primum Dergisi, Robotik Cerrahi Röportajı
Yaren: Herkese merhaba, ben Yaren. Primum dergisinde içerik editörü ve düzeltmen olarak görev almaktayım. Primum dergisi podcastine hepiniz hoş geldiniz. Bugün diğer içerik editörlerimiz ile birlikteyiz.
Heval: Ben Heval.
Sude: Ben Sude.
Aydan: Ben Aydan.
Yaren: Yanımızda Sayın Prof. Dr. Çağ Çal var. Hoş geldiniz hocam.
Prof. Dr. Çağ Çal: Hoş buldum. Sizler de hoş geldiniz.
Yaren: Teşekkür ederiz. Bugün Sayın Çağ hocamızla beraber robotik cerrahi üzerine bir sohbet gerçekleştireceğiz. Öncelikle bize kendinizi tanıtabilir misiniz, Prof. Dr.Çağ Çal kimdir?
Prof. Dr. Çağ Çal: Tıp doktoruyum, akademik unvanım var. Bu noktada şanslı olduğumu düşünüyorum çünkü sizler gibi çok güzel gençlerle uzun yıllar çalıştım. Hatta İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi kuruluşunda da fiilen görev aldım. Bunlar benim akademik hayattaki mutluluklarım. Onun dışında üroloji uzmanıyım. Ağırlıklı olarak kanser cerrahisi ve endo-cerrahi ile uğraşıyorum. Bu süreçte çok uzun süre kanserle ilgili hücre çalışmaları yaptım. Profesör olduktan sonra prostat kanseriyle ilgili bir çalışma daha yaparak ikinci doktoramı tamamladım. Sizler gibi çok cici 2 tane evlada sahibim. Çağ Çal’ım, hepsi bu.
Yaren: Teşekkür ederiz. Robotik cerrahi tekniklerini kullanmaya nasıl başladınız, bize kendi sürecinizden bahsedebilir misiniz?
Prof. Dr. Çağ Çal: Benim başladığım zamanlarda üroloji, açık cerrahinin daha fazla kullanıldığı bir alandı. Bununla beraber mesleğimin, uzmanlık alanımın endo-cerrahiye olan yatkınlığı; kapalı prostat ameliyatları, mesane ameliyatları; bunun ardından gelen kapalı taş cerrahisi, üreter taşı cerrahisi ile endo-cerrahide daha aktif bir konuma geldim. Bu akış içerisinde ilk önce böbrek taşlarında perkütan taş cerrahisi ile başladım. Arkasından laparoskopi geldi. İzmir’de 2000’li yıllarda laparoskopi ameliyatı yapan ilk hekimlerden biriydim. Laparoskopi geliştikçe robotik cerrahi de gündemimize geldi.
Temelde bunların hepsi endo-cerrahiler. Ürolojinin şanslı tarafı, anatomik boşlukları kullanarak yani hastanın üretrasından girerek böbreğin içerisine kadar ulaşabilmemiz. Bu hasta açısından da bizim açımızdan da inanılmaz güzel bir şey. Laparoskopinin getirdiği batın içi deneyim robotik cerrahinin gelişimiyle beraber birçok alanda çözüm üretmeyi sağladı.
Yaren: Teşekkürler. Robotik cerrahinin en çok kullanıldığı ve en başarılı olduğu alanlar nelerdir, siz bu tekniği hangi ameliyatlarda kullanıyorsunuz?
Prof. Dr. Çağ Çal: Robotik cerrahiyi ürolojinin her türlü̈ açık cerrahi ameliyatının alternatifi olarak kullanıyorum diyebilirim. Dünyada en popüler olan ameliyat, prostat kanserinde radikal prostatektomidir. Halen en yaygın yapılan robotik ameliyatlar da prostat kanseri ameliyatlarıdır.
Çünkü hem teknik olarak buna müsait hem de hastalığın görülme sıklığının fazla olduğu ameliyatlardan söz ediyoruz. Böbrekle ilgili tüm cerrahilerde; üreteropelvik bileşke darlığında, böbrek tümörlerinde ve endikasyon olduğu takdirde açık yapılabilecek böbrek taşı cerrahisinde dahi robotik cerrahi kullanmak mümkün. Bunlar dışında, üreterin sorunlu bölümünü çıkarıp yeniden anastomoze etmek için üreter tümörlerinde; radikal sistektomi yapmak için mesane kanserlerinde, sakrokolpopeksi yapmak için sistoselde (idrar kesesi sarkması) kullanıyorum. Keza adrenal ameliyatlarda da rahat rahat kullanabilirim. Mesane divertikülünde kullandığım hasta oldu. Yani açık ameliyatla yapabileceğim her şeyi robotla da yapabilirim.
Yaren: Çok teşekkürler. Peki robotik cerrahinin avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Prof. Dr. Çağ Çal: Robotik cerrahinin avantajlarını kariyerimin başında hep açık cerrahi yaptığım için daha net gözlemleyebiliyorum. Mesela önceden radikal prostatektomi yaptığımızda hayli geniş kesiler atıyorduk. Bu, hastaların iyileşme suresini etkiliyordu. Robotu daha yoğun kullanmaya başlamamla beraber çok daha kontrollü̈ bir hemoraji yönetimi elde ettim. Yani hastaların kanamaları o kadar fazla olmuyor. Bu, literatürün de desteklediği bir durum. Ayrıca anatomik görüntünün niteliği laparoskopiden robota geçtiğimde hayli arttı. Çünkü robot, ilgili alanı müthiş oranlarda büyütüyor. Ellerimi de çok rahat kullanıyorum. Görüntüleme sistemini de tamamen kendim kullanıyorum.
Robotik cerrahi yapmayanlar için biraz abartılı gelecek ama gerçekten hastanın karnının içinde gibisiniz. Tüm detayları görüyorsunuz. Açık cerrahide asla göremeyeceğim ufak bir arteri böbrek
tümörü ameliyatı (parsiyel nefrektomi) yaparken görebilmek müthiş. Beni de çok heyecanlandırıyor.
Aynı şey prostat kanseri için de geçerli. Kemik pelvisin dibinde, açık cerrahide asla göremeyeceğim anatomik özellikleri görüyorum. Haliyle robot, bana çok konforlu bir ameliyat sağlıyor. Tabii bu da doğal olarak hastaya yansıyor.
Çok kısa zaman önce 26 yaşında bir hanımefendiyi üreteropelvik bileşke darlığı tanısıyla ameliyat etmiştim. Geçenlerde kontrol için geldi. Vücudunda hiçbir iz yok. Öyle bir ameliyat için hatırı sayılır boyutlarda kesi yapmak lazım. Çünkü retroperitoneal giriyorsunuz. Bunu laparoskopik de yapabilirdim, sonuçta hepsi endo-cerrahi fakat robotla yaptığımda her şey çok daha kontrollü oluyor.
Hastanın hastanede kalış süresi çok daha az. Bağırsak hareketlerinden tutun mobilizasyonuna kadar her şey mükemmel. Prostat kanseri gibi majör cerrahi ameliyatlarının bazılarında, eğer hastanın motivasyonu da buna uygunsa, 24 saat dolmadan taburcu durumu söz konusu. Bunlar müthiş şeyler, açık cerrahi geleneğinden geldiğim için beni çok heyecanlandırıyor.
Yaren: Gerçekten çok ilgi çekici. Peki robotik cerrahi hakkında karşılaştığınız yanlış varsayımlar var mı, varsa bunlar neler?
Prof. Dr. Çağ Çal: Robotik cerrahide yüzümü en çok güldüren şey, hastaların ve yakınlarının ameliyatı robotun yaptığını zannetmesi. Oysaki öyle değil. Buradaki robot kelimesini esprisi şu: Ben konsol diye adlandırdığımız ayrı bir sistemin bir bölümünü̈ kullanıyorum. Onun başında oturuyorum, oradaki kolları yönetiyorum. Sadece hastaya uzağım.
Yaren: Teşekkürler. Robotik cerrahi sırasında ekip kaç kişiden ve kimlerden oluşmaktadır, ameliyat öncesi cihazın ne tür kontrollerden geçmesi gerekir?
Prof. Dr. Çağ Çal: Ekipte operasyon robotunu yöneten kişi olarak ben varım, bana eşlik eden bir
ürolog meslektaşım, ameliyat hemşiremiz ve tabii ki anestezi ekibimiz var. Robotik cerrahi sistemlerinin ortaya çıkmasının arkasında yer alan öyküyü biliyor musunuz bilmiyorum. Robotik cerrahi felsefesinin temeli astronotlarla ilgilidir. Aslında insanların uzay çalışmaları için milyon dolarlık yatırımlar yaptıktan sonra apandisitten başlarına bir şey gelmemesi için gündeme gelmiş bir uygulama. 2000’li yılların başında Paris’teki bir genel cerrah, New York’ta bir safra kesesi ameliyatı yapmıştı. Ondan sonra robotik cerrahiye rağbet arttı. Bu işin magazinsel tarafının ötesinde tıbben de büyük kıymeti var. Robotun çalışmasını kontrol etmemize çok ihtiyaç kalmıyor çünkü cihaz kendi kendini otomatik kontrol ediyor ve cihaz hazır dediğinde de biz başlıyoruz. Ayrıca şu an kullandığım X-i sistemi de çok konforlu çünkü teknik olarak pozisyon değiştirmeden aynı anda birden fazla anatomik bölgeye müdahil olabiliyoruz.
Yaren: Hocam peki sizin açık cerrahiden robotik cerrahiye geçme süreciniz nasıl oldu, hangi eğitimlerden geçtiniz?
Prof. Dr. Çağ Çal: Robotu üreten şirket tüm dünyada robotik cerrahi yapan hekimlerin sertifikasyonunu istiyor. Bu sağlık otoritelerinin bir talebi ya da tıbben zorunlu bir durum değil. Bu robotu üreten şirketin tercihi. Şirket bu sayede robotun daha etkin kullanılmasını talep ediyor.
Laparoskopi deneyimim de olduğu için robotu kullanmak bana çok uzak gelmedi. Sadece şunu söyleyeyim: Sağ elimin ilk üç parmağı, sol elimin ilk üç parmağı ve ayaklarımı kullanıyorum. Dokuyu tutmak, kesmek, el aletlerini değiştirmek için hastanın içerisinde üç ayrı kolum var gibi düşünebilirsiniz. İkisini aktif kullanıyorum, diğerini ise istediğim şekilde yerleştiriyorum. Tabii bir de optik sistem yani kamera sistemi var. Onu da ellerim ve ayaklarımla kontrol ediyorum. En karmaşık vakaları tamamlamak için kırk vakanın yeterli deneyim sağladığı söylenir. Ama insan yaparken kapılıp gidiyor.
Yaren: Teşekkürler. Aslında biraz bahsettiniz ama robotik kolların işlevleri nelerdir, bu kollara ameliyat esnasında gereken enstrümanlar nasıl verilmektedir, robotik kollar konsoldaki hareketleri birebir ve aynı zamanda senkronize olarak yansıtabiliyor mu?
Prof. Dr. Çağ Çal: Robotik cerrahinin bu kadar başarılı olmasının ardında aslında verilen komutla ameliyatı yapan kişinin gözüne gelen görüntü arasında mikro saniye düzeylerinde farklılık olması yatıyor. Yani neredeyse eşzamanlılık söz konusu. Bu geçiş hızı çok kısa olduğundan göz o gecikmeyi algılamıyor. Eşzamanlılığın olmadığı aksi bir durumda verdiğim komutun gitmediğini düşünüp aynı hareketi tekrarlamam söz konusu olurdu.
Kollarla her şeyi yapabiliyorum. Makasımla kesebiliyorum, koterimle yakabiliyorum, portegü ile dikebiliyorum, bağırsak cerrahisi yaparken stapler atabiliyorum, karın içi ultrason cihazını yönetebiliyorum. Tutabiliyorum, çekebiliyorum, her şeyi yapıyorum. Kollar her şeye izin veriyor. Tabii bunların hepsi 540 derecelik açıyla dönebilen, yedi eksende hareket edebilen özelleştirilmiş kollar.
Açık cerrahide batına bir doğrultuda bakıyorsunuz ama robotla yaparken başımı eğerek altından bakabiliyorum, her şeyi yapabiliyorum.
Yaren: Teşekkürler. Peki robotik cerrahinin hasta ve operatör açısından herhangi bir riski veya zorluğu var mı?
Prof. Dr. Çağ Çal: Maliyeti dışında hastanın lehine olan bir teknik. Ürolojinin en büyük cerrahilerinden biri mesane kanserlerinde radikal sistektomi ve üriner diversiyondur. Son ameliyat ettiğim hasta beş günde taburcu oldu ki 78 yaşında beyefendiydi. Açık cerrahide bunu sağlamam mümkün değil. Çünkü diversiyon bölümü̈ dahil tüm ameliyatı karın içerisinde yapınca batın hiçbir şekilde havayla temas etmiyor. Çok minimal dokunuş söz konusu, dolayısıyla hasta çok hızlı toparlıyor. Hasta açısından en büyük avantajı bence bu. İşin kozmetik tarafı için de avantajlı bir olay, doğal olarak herkes vücudunun düzgün olmasını ister. Kanama kontrolü̈ açısından avantajını az önce de söylemiştim.
Cerrah açısından bence en büyük avantajı ise olağanüstü̈ bir görüntünün olması. Üç boyutlu gördüğüm için tüm detaylara hakimim. Çok daha sakin ve rahat ameliyat yapabiliyorum.
İstediğim zaman durabiliyorum çünkü̈ dışarıdayım, serbestim, üstümde steril giysiler yok. Ellerim serbest, abartılı örneklerde kahve içenler de var ama ben o aşamaya henüz gelmedim. Hekim açısından da konforlu ergonomiye uygun. Vücudum, boynum ve belim zorlanmıyor. Her şey kontrol altında.
Yaren: Teşekkürler. Tıbbi cihazların kullanımı ve suiistimal edilmesi konusunda izlediğim bir belgeselde robotlara sağlık hizmetine çok hızlı girdiği ve sonuçlarının yeterince değerlendirilmediği, bu makineyi kullanmakta yetkin olma şartlarının kapsamlı olmaması nedeniyle deneyimsiz kişiler tarafından bu yöntemin kullanılması ve sonrasında hastada komplikasyonlar ve yaralanmalara neden olabildiğinden bahsediliyor. Örneğin Amerika’da histerektomi ameliyatı için robotik cerrahi yöntemi kullanılmış ve ameliyat sonrası birçok hastada vajinal kafın açılması gibi ciddi komplikasyonlar görülmüş. Bu konu hakkında sizin görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Prof. Dr. Çağ Çal: Aslında bu tespit doğru çünkü Amerikan otoritesi Food Drug Administration (FDA) denen, ilaçlardan tıbbi cihazlara kadar her konuda karar mercii olan merkez, böylesi bir klinik kullanım süreci testi yapılmadan kullanıma girmiş bir sistem tecrübeye sahip değil. Bununla beraber ben her cerrahi operasyonda meydana gelebilecek olayların üzerinde herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadım. Ama sonuçta bu bir mekanik sistem olduğundan bakımının ve güncellemelerinin düzgün olması lazım. Aynı zamanda kullanıcıların da kendilerini güncelliyor, geliştiriyor olmaları lazım.
Onun dışında ekstra bir risk görmüyorum ve yaşamadım.
Yaren: Teşekkürler. Günümüzde robotik cerrahi diğer ameliyat yöntemlerine kıyasla daha çok tercih edilip daha yaygın kullanılıyor mu?
Prof. Dr. Çağ Çal: Hayli yaygın kullanılıyor. Benim de içinde bulunduğum bir ekipte kullanmayan cerrah yoktu. Kadın doğum, genel cerrahi, kalp damar cerrahi, çocuk cerrahi, göğüs cerrahi… Sistem her branşın kullanımına müsait olmakla beraber ürolojide daha yaygın kullanılıyor. Bunun bence temel sebebi ise ürolojide ablatif cerrahinin ötesinde rekonstrüksiyonun da olması. Yani sadece dokuyu almakla kalmıyor, rekonstrüksiyon yani tamir bölümünü̈ de yapıyoruz.
Yaren: Teşekkürler. Robotik cerrahinin video yardımlı laparoskopik cerrahiden ve diğer kapalı cerrahi yöntemlerinden farkı nedir?
Prof. Dr. Çağ Çal: Görüntü̈ kalitesi ve sahayı yönetme açısından bence robotik cerrahi emsalsiz. Bu alanda orta uzun vadede yeni alternatiflerin çıkması, koşulları iyileştirecektir. Robotik cerrahinin özellikle ülkemiz koşullarında pahalı olması ise en büyük kısıtlayıcı. Onun dışında bir kısıtlama olduğunu düşünmüyorum.
Yaren: Peki bu maliyetinin fazla olmasının sebebi sizce şu anda tek bir piyasanın varlığı yani tek bir şirket tarafından yönetilmesi mi?
Prof. Dr. Çağ Çal: Bu da bir faktör olabilir ama yeni teknoloji her zaman pahalıdır. Tabii burada alternatiflerin ortaya çıkması maliyetleri etkileyecektir ama bu sistemler çok sofistike olduğu için çok ciddi ar-ge çalışması ve masrafı gerektiriyor. Bu yüzden maliyeti düşürmek çok kolay değil. Örneğin daha önce bir alt segmentten de bir robot kullandım. Şimdi kullandığım cihazla elde ettiğim birçok görüntüyü orada görmüyordum. Para teknoloji demek ama sağlık alanında zamanla temel problemin parayı kimin ödeyeceği olduğunu gördüm.
Yaren: Teşekkürler. Ülkemizde ve dünyada robotik cerrahi yöntemlerine erişim yeterli mi?
Prof. Dr. Çağ Çal: Bence evet ama Türkiye’de özel sigorta şirketleri ya da Sosyal Güvenlik Kurumu ameliyat hizmet bedelini belli oranlarda karşılıyor. Bu Türkiye için doğal olarak kısıtlayıcı bir durum ama Avrupa ve Amerika’da sigorta şirketleri ameliyat bedelinin tümünü̈ ödüyorlar. Bu nedenle oradaki kişilerin bu teknikten yararlanma oranları çok daha yüksek.
Yaren: Teşekkürler. Yapay zekâ ve teknolojinin Türkiye’deki sağlık sisteminde kullanımını diğer ülkelere kıyasla nasıl değerlendiriyorsunuz, Türkiye robotik cerrahi konusunda hangi seviyede?
Prof. Dr. Çağ Çal: Türkiye, robotik cerrahi konusunda gayet iyi seviyede. Bu alanda sıkı çalışan tüm meslektaşlarım çok sayıda vaka görüyorlar. Çok tehlikeli vakalarla ilgileniyorlar. Bu kişiler uluslararası alanlarda da itibar görüyorlar. Yani Türkiye’nin robotik cerrahi konusunda gayet iyi bir konumda. Zaten cihazları sağlayan şirketin hem eğitime hem süreç yönetimine maksimum desteği var. Özetle Türkiye’nin ekonomisi dışında hiçbir kısıtlaması yok. Türkiye’de birçok hastanede çalışır durumda olan çok fazla robot var. Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri’nde Türkiye’den çok daha fazla robot var ama bu konuda öne çıkan belli merkezler var. Tüm cerrahilerde olduğu robotik cerrahi operasyonlarında da belli bir sayıya ulaşmak, o sayıyı sürdürebilmek önemli. Hangi cerrahi yöntemi kullanıyorsanız hepsinin ortak özelliği hizmet kalitesinin yapılan ameliyat sayısı arttıkça daha iyiye ulaşması.
Yaren: Az önce Türkiye’de gerçekten nitelikli vakaların ne olduğunu söylediniz. Bu vakaları literatüre katkı sunma amacıyla yazıya döküyor musunuz?
Prof. Dr. Çağ Çal: Tabii, ben iki çeşit hekim olduğunu düşünüyorum. Hem öğrencilerime hem asistanlarıma da hep bunu söylerim. Ürolojiyle ilgilenenleri bevliyeciler ve ürologlar diye ayırırım.
Bunu bir saygısızlık olarak düşünmeyin ama sadece üroloji ameliyatı yapanları teknik bir mesai içerisinde görüyorum. Yaptığı vakaları kâğıda döküp bir sonuç çıkaran ve bunu geliştirmeye uğraşanlara da ürolog diye tabir ediyorum. Hekimlerin bir kısmı sadece hizmet üretiyorlar. Bir kısmı da ürettikleri hizmetin sadece sayısıyla değil niteliğiyle de ilgileniyorlar. Hizmetin niteliğiyle ilgilenenler zaten yeni tedavi yöntemleri bulunmasına zemin hazırlıyor. Öğrencilerime de ilk geldikleri gün pratiğe başlamadan önce hep söylerim: “Siz buradan zaten mezun olacaksınız. Bu stajdan da geçeceksiniz ama bir şey öğrenmek istiyorsanız gayret sizden gelmek zorunda. Ben size her şeyimi verir, anlatır, öğretirim.”
Yaren: Aslında son söyledikleriniz tam da sıradaki sorunuzla ilgili çok güzel denk geldi. Tıp öğrencileri gelişen teknolojiye kendini hazırlamak için ne yapmalı, şu anda verilen tıp eğitimini bu konuda yeterli görüyor musunuz?
Prof. Dr. Çağ Çal: İzninizle daha genel cevap vereyim. Ben Türkiye’deki üniversite eğitiminin yüksek lise düzeyinde yorumlandığını düşünüyorum. Bu öğrenciler için de akademisyenler için de geçerli. Önce akademisyenlerden başlayayım. Akademisyen öğrenciyi bir iş yükü̈ olarak gördüğü̈ müddetçe hekim yetiştiremez. Ne zaman mesleği öğretme noktasına ererse o zaman hekim yetiştirmeye başlar. O noktaya ermek için de meslekte iyi ve özverili olmak, hayatı mesleğe göre yaşamak gerekir. Onlara öz akademisyenler diyeyim. Aksi takdirde akademisyen sadece teknisyen yetiştirir çünkü kendisi de teknisyen olarak olayları değerlendiriyordur. Ama acaba sorusunu sormayı, nasıl olacağını sormayı hayat biçimi haline getirirse o zaman hekim yetiştirir, doktor yetiştirir. Burada diğer taraf da öğrencilerimizden tabii. Yaşayarak gördüğüm bir nokta var. Öğrenmek istemeyene öğretmek kadar zor hatta imkânsız bir şey yok. Öğrenme arzusu olana da mesai vermek gerekiyor. Yani karşılıklı bir iş söz konusu. İki tarafın da öğrenme ve öğretme konusunda gönüllü̈ olması gerekiyor. Tıpta öğrencilik profesyonel bir meslek gibi. Sabah sekizde geldim derse girdim, şu saatte bitti, çıktım gibi bir şeyin çok mümkün olduğunu düşünmüyorum. Evet ameliyat vardır, biter. Bitmeyen ameliyat yoktur ama o ameliyatın ve hastanın tedavi surecinin her yönüyle planlanması gerekiyor. Sadece dokuyu çıkarmakla yetinmeyip doku çıktıktan sonra arkada nelerin kaldığının, nasıl kalması gerektiğinin, hastanın nasıl iyileşeceğinin, hastanın ağrısının sıfır noktasında planlanması gerekiyor. Böylelikle ister dahiliyede ister cerrahide branş fark etmeksizin en doğru sonuçlar elde edilir.
Yaren: Teşekkürler. Robotik cerrahinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz, gelecekte cerrah olmadan sadece robot operasyon yapabilir mi, sizce teknolojinin gelişmesiyle doktorlara olan ihtiyaç azalacak mı?
Prof. Dr. Çağ Çal: Kişisel gözlemim teknolojideki gelişmenin sağlık hizmetindeki en önemli etkisi insana bağlı hataları minimalize etmesi. Teknoloji ve yapay zekâ özellikle radyolojik görüntülerin, patoloji değerlendirmelerinin yapılması konusunda çok önemli bir role sahip. Ancak özellikle karmaşık vakalarda bir hekimin deneyimine mutlaka ihtiyaç duyulacaktır. Sonuçta vaka tabanlı veri girip bir sonuç çıkması en azından şu anki haliyle çok mümkün değil. Ürolojide bizler anatomik boşlukları kullanarak çalışabildiğimiz için robotik cerrahi giderek gelişir, yapılan ameliyatların çeşitliliği de artar. Daha karmaşık vaka yapmaya doğru ilerleriz ama bunlar açık cerrahiyi tümüyle ortadan kaldıramaz. Çünkü̈ batının içerisindeki yapışıklıkların var olduğu durumlarda robotla yol almamız mümkün değil, mecburen açık cerrahiye ihtiyaç duyuyoruz. Geçmişe göre çok daha iyiyiz ama robotik cerrahinin açık cerrahiyi sıfırlamasının çok mümkün olduğunu düşünmüyorum. Açık cerrahi geçmişim olduğu için kendimi şanslı görüyorum. Herhangi bir zorlukta süreci yönetmek benim açımdan daha kolay fakat sonraki jenerasyonlar ağırlıklı robotik cerrahi kullanacaklar, açık cerrahi daha az olacak. Bir dönem öğrencilerimiz ve asistanlarımız görsünler diye bazı vakaları açalım diyenler oldu. Bu fikrin etik boyutu da tartışma konusu. Kısa çöpü̈ çekenleri mi açacağız, eğitim için bu yapılır mı? Ben yapılmaması gerektiğine inanıyorum. Uzmanlık eğitimi veren merkezlerin vaka sayısının fazla olması, güncel standartları yakalaması ve uygulaması çok önemli. Yani robot diğer alanlarla beraber hayli yoğun bir şekilde kullanılmaya devam edecek. Teknolojiye gelince bilginin işlenmesi, görüntünün aktarılması ve veri analizlerine dair birikimimiz ne kadar artarsa bizim yapacağımız işlerin kontrolü̈ ve kalitesi o kadar yüksek olacaktır.
Yaren: Robotik cerrahide 540 derecelik gerçekten iyi bir açıyla görüş açısı varsa neden yetiştirilen öğrencilerin açık cerrahiyi de görmesi tercih ediliyor, görmeyenlerin eğitim ve bilgi açısından kayıpları var mı?
Prof. Dr. Çağ Çal: Aslında şöyle, komplikasyon görmeyen komplikasyon karşısında ne yapacağını bilemez. Cerrahide bir laf vardır: “Hiç komplikasyonum yok diyen cerrah, ameliyat yapmıyordur.”
Hekim hatası derler genelde ama cerrahi eşittir komplikasyondur, her operasyonda bir komplikasyon riski vardır. Zaman zaman hastalarıma verdiğim bir örnek var: Uçak düşünce kimse gidip pilotu suçlamıyor. Ama cerrahi sırasında herhangi bir komplikasyon olduğunda doğrudan hekimin hatalı olduğu düşünülüyor. Bu medyada da işleniyor ve karşılık da buluyor. Komplikasyonla hatayı ayırt etmek lazım. Kuşun uçağın motoruna girmesi, tüm kontrollere rağmen uçağın düşmesi bir komplikasyondur; pilotun hatası söz konusu değildir. Cerrahide de aynı şey var. Cerrahın komplikasyonu karşılayabilmek için bilgi, donanım ve pratik olarak hazır olması gerekiyor.
Yaren: Teşekkürler. Robotik cerrahi konusunda gelişmek isteyen doktorlar nasıl bir yol izlemelidir?
Prof. Dr. Çağ Çal: Bu soruyu robotik cerrahiyle kısıtlamayalım dilerseniz, işini iyi yapmak isteyen doktorlar ne yapsın diye soralım. Öncelikle doğru ellerle çalışmak lazım. Doğru elleri görüp bulmak herkese nasip olmaz. O nedenle bir kurumda bağlı kalmamak lazım. İlk kez yurt dışına gittiğimde asistandım. Orada görüp getirdiklerimi yıllar sonra kliniğimizdeki bazı genç meslektaşlarımın kullandığını görüyordum. Bunu niye yapıyorsun dediğimde bana, bu zaten böyle yapılıyor, diyorlardı. Halbuki onu getiren bendim. Cerrahi ya da dahili branşlar fark etmeksizin hekim ne kadar farklı el görürse o kadar yararlı oluyor. O kadar çok gelişiyor, farklı pencereden bakmayı öğreniyor. Demin komplikasyonlardan konuştuk. Onları karşılamayı daha iyi öğreniyor, geliştiriyor. İyi bir hekimin kariyeri boyunca mutlaka farklı merkezlerde çalışması gerekiyor. Yine asistanlarıma söylediğim bir söz vardır, izninizle paylaşmak isterim: “Herkesten nasıl yapıldığını öğrenemezsin, kimisinden de ne yapmaman gerektiğini öğrenirsin.” İşte o farkı yakalayabilmek için sabretmek ve bırakmamak lazım. Çünkü her ameliyat baştan başlar. Bizler cerrah olarak sabah evden çıkıyoruz, yüksek ısılı bir fırının karşısında ellerimizi yakmadan günü̈ bitiriyoruz ama bir önceki gün elimizin yanmaması, ertesi gün elimizin yanmayacağı anlamına gelmiyor. Bütün hekimlerin hastalarına bu hassasiyetle bakmaları lazım. Bence hayat şekillerini buna uygun hale getirmeleri ve kendilerini geliştirmeleri gerekir.
Yaren: Teşekkürler. Biz genç doktor adaylarına önerebileceğiniz yayınlar, mutlaka takip edin dediğiniz konular veya bu alanı seçmek isteyen arkadaşlarımıza önerileriniz var mıdır?
Prof. Dr. Çağ Çal: Yayın önermeyi tıbbi açıdan çok doğru bulmam. Çünkü bilgiyi nereden bulacağınız değişkendir. Üst segmentte bir dergide bulacağınız bilgi de kıymetlidir, alt segmentte bir dergide bulduğunuz bilgi de. Ama eski alışkanlığımı burada da izninizle tekrarlamak isterim. Bence tüm insanların ama özellikle hekimlerin mutlaka felsefe okuması gerekiyor. Felsefeyi bilmeyen hayatı anlayamaz. Bu büyük zaman kazandırır. Yaşayarak edinilen deneyimler kıymetlidir ama onun için verilen zamanı kısaltmak da mümkündür. Ben bunu felsefenin karşılığında elde ettiğimi düşünüyorum. Bir hekimin mutlaka ve mutlaka yapması gereken ikinci şey empati becerisini geliştirmektir. Okuyarak her şeyi öğrenebilirsiniz, seyrederek bir kısmını öğrenirsiniz ama bunları harmanlamanız ve sürekli geliştirmeniz lazım. Hiçbir zaman öğrencimin ya da asistanımın söylediğini reddetmedim, hep anlamaya çalıştım. Bana çok şey öğrettiler. Öğrencilerime ve asistanlarıma bakışımı en çok etkileyen şeyi oğlum dört buçuk yaşındayken öğrendim. Birine istemediği şeyi zorla yaptırmazsınız. Ancak kendi istiyorsa her şeyi yapabilir. Hekimlikte 35. yılım ve son 20 seneyi bu bakış açısıyla geçirdim. Özetle kesinlikle felsefe okuyun.
Yaren: Teşekkürler. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Prof. Dr. Çağ Çal: Hekimliği çok seviyorum. Çok severek yapıyorum. Yıllardır uzun tatil yapmadım ve yorgun hissetmiyorum. Bir bedeni bir de zihni yorgunluk vardır. Zihni yorgunluktan uzak kaldığım müddetçe her şey çok güzel. Bedenim ise sabah uyandığımda zaten dinlenmiş oluyor. Bu meslek maalesef her meslek gibi bir gelir kaynağı olarak görülüyor ama hekimliğin birinci amacı gelir elde etmek değil. Yaşım altmışa geldi, otuz beş senelik hekimim. Belki bu yazıyı okuyanların gözünde tuzu kuruyum. Ama en iyisi olmak, başarmak, kendimle yarışmak hedefim. Geliri zaten elde ediyorsunuz ama gelire odaklandığınız zaman başarıdan uzaklaşıyorsunuz. Başarıdan uzaklaştığınızda öncelikle hekimlikten nihayetinde de insanlıktan uzaklaşıyorsunuz. Bir insanı tedavi edebilmek için o insanı insan olarak görmek gerekir. Bu da yaşam felsefesi demektir, empati demektir. Birinin acısıyla acı çekmek mutluluğuyla mutlu olmak, yaşamı bu şekliyle sürdürmektir.
Yaren: Çok teşekkür ederiz hocam. Açıklamalarınız ve içten ifadeleriniz çok güzel bir röportaj yapmamızı sağladı. Umarım dinleyen ve okuyan arkadaşlarımız da aynı fikre sahip olurlar. Çok teşekkür ederiz. Hoşça kalın, sağlıkla kalın.