Prostat Kanseri
- Ana Sayfa
- Prostat Kanseri
YAKINMALAR
Prostat Kanseri Belirtileri Nelerdir?
Prostat kanseri, erken evrelerinde çoğunlukla belirti göstermeyebilir, bu durum erken teşhisin zorluğunu artırır. Belirti göstermeye başladığında ise, hastalık ileri bir evreye yani (metastatik) prostat kanseri aşamasına gelmiş olabilir. Erken evre prostat kanserine özel genelde tipik belirtileri yoktur, ancak bazı yakınmalar hastalığı işaret edebilir.
İşte bu belirtiler arasında idrar yapma problemleri (idrar yaparken yanma, zorlanma), idrarda ve / veya menide kan görülmesi bu belirtiler arasında sayılabilir. Bu semptomlar, prostat bezinin büyümesine ve idrar yolu üzerindeki baskısına işaret edebilir. Ayrıca, idrar akışının zayıflaması veya kesik kesik olması, idrar yapma ihtiyacının artması, sık sık idrara çıkma ve geceleyin idrar yapmak için uyanma da prostat kanseri belirtileri arasında bulunabilir.
İleri evre, yani metastatik prostat kanseri durumunda ise, kanser hücreleri prostat bezinin dışına yayılır. En sık kemiklere yayılan kanser, özellikle omurga, kalça veya leğen kemiğine (pelvis) sıçrayabilir. Bu durumda, hastalar kemik ağrısı, zayıflama ve kemik kırıkları gibi sorunlar yaşayabilirler.
TEŞHİS
Prostat Kanseri Teşhisi Nasıl Konulur?
Prostat kanseri teşhisi için parmakla anüsten (makat) yapılacak muayene ve kanda total PSA (Prostat Spesifik Antijen) değerinin saptanması ilk basamaklardır. Uluslararası çalışmaların sonuçlarına göre toplumdaki erkeklerin prostat kanseri teşhisi için PSA testi kullanılarak sürekli taranması kansere özgü yaşam süresine belirgin etki göstermemektedir. Bununla birlikte, fırsatçı tarama (herhangi bir nedenle hekim değerlendirmesi sırasında total PSA testi yapılması) önerilebilir.
Prostat Muayenesi
Makattan (anüs) yapılan muayenede (rektal tuşe) prostat bezi yüzeyinde düzensizlik (nodül) saptanması, asimetrik büyüme tespit edilmesi ya da dokunun tümüyle sert olması kanser şüphesini destekler ve prostat bezinden biyopsi (doku örneği) alınması gerekliliğini gösterir.
Bununla birlikte, muayeneyle birlikte kanda PSA düzeyine mutlaka bakılmalıdır.
PSA (Prostat Spesifik Antijen)
PSA, vücutta sadece prostat bezi tarafından üretilen, protein yapısında bir enzimdir. Görevi vajinaya atılan meninin hızla sıvılaşmasını sağlamaktır. Kanda PSA değeri artışı herhangi bir hastalığa özel olmadığı için idrar yolları iltihaplanması, iyi huylu prostat büyümesi (BPH), prostat bezi iltihaplanması, prostat kanseri gibi durumlarda düzeyi yükselebilir.
Test sonucuna bakılarak tüm erkekler için olağan kabul edilebilecek bir kan PSA değeri tanımlamak mümkün değildir. Çünkü PSA değeri 1ng/mL altında olan erkeklerde yaklaşık %10 oranında, 3,1-4,0ng/mL arasında olanlarda ise %26,9 düzeyinde prostat kanseri saptanabilir. Bu nedenle, elde edilen PSA sonucunun kişiye özel olarak değerlendirilmesi zorunludur.
Test aralıkları erkeklerin bireysel riskleri göz önüne alınarak yapılmalıdır. Çünkü 40 yaşından önce PSA değeri 1ng/mL altında olanlar ve 60 yaşından önce PSA değeri 2ng/mL altında olan erkeklerin ileri evre prostat kanseri hastası olma olasılıkları düşüktür.
PSA değerinin anlamı ve önemi konusunda bilinen çok şey olmasına rağmen halen yanıt gerektiren konular da vardır. Örneğin sadece tek bir PSA değerine bakarak ileriye dönük karar vermemek gerekir. Ayrıca tek bir defa PSA değeri yüksek saptandığında hemen biyopsi kararı verilmesi doğru değildir.
Multiparametrik Prostat MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme)
Kanserli dokunun boyutu 1cm üzerinde ve habislik niteliği daha şiddetli olduğunda MRI ile saptanma olasılığı artmaktadır. Bununla birlikte, multiparametrik prostat MRI yöntemi tek başına kanser teşhisi koymak ya da hastanın kanser olmadığını söylemek için yeterli değildir.
Günümüz şartlarında multiparametrik prostat MRI parmakla prostat muayenesi ve/veya kanda total PSA değerine göre biyopsi yapılmasına karar verilen hastalarda kanser şüphesi olan odaklardan biyopsi alınmasını sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. Diğer bir söylemle, multiparametrik prostat MRI biyopsi yapılması ya da yapılmaması kararı vermek için kullanılabilecek bir yöntem değildir.
Muliparametrik prostat MRI tekniğinde şüpheli yani biyopsi alınması gereken odakları tanımlamak için PI-RADS skorlaması kullanılmaktadır.
MRI Füzyon Prostat Biyopsi
Prostat kanseri teşhisi konulması için biyopsi yapılması zorunludur.
Standart biyopsisi anüse (makat) yerleştirilen ultrasonografi cihazı yardımıyla prostat bezi görüntülenerek yapılır. Bu yöntemde doku örneklemesi prostat bezinin dış (periferal) bölümünden rastgele bir planlama ile en az 10 odak olarak gerçekleştirilir. Kanserli hücre içeren odaklar önceden belirlenmediği için örneklerde habis hücre saptanması bir anlamda şansa kalmaktadır. MRI Füzyon Biyopsi tekniğinde işlem öncesi çekilen multiparametrik prostat MRI görüntülerinde doku örneklerinin alınacağı şüpheli alanlar saptanır. Biyopsiler kanser şüphesi taşıyan odaklar hedeflenerek alınır. Farklı çalışmalar MRI Füzyon Biyopsi tekniğinin (Akıllı Biyopsi) kanser teşhisi koymada standart yönteme üstünlüğünü göstermektedir.
Özellikle ilk biyopside kanser saptanmayan ancak yeniden biyopsi alınması gereken hastalarda önemi daha da artmaktadır. Çalışmalara göre MRI Füzyon Prostat Biyopsi kanser teşhisi konulması için gerekecek biyopsi uygulanma sayısını azaltmakta, hayatı tehdit edebilecek kanserlerin yakalanma oranını artırmaktadır.
MRI Füzyon Prostat Biyopsi tekniğinin başarısı, görüntülemeleri değerlendirecek ve biyopsi örneklerini alacak deneyimli doktorlara bağlıdır. Ayrıca prostat biyopsi örneklerinin hangi yoldan alındığı da kanser teşhisi koyabilme başarısına etki etmektedir. Transperineal (testisleri içeren torba ve anüs arasındaki cild bölgesinden) yolla yapılan biyopsilerde (%86) transrektal (makattan girilerek) yoldan yapılanlara (%73) göre daha yüksek oranda kanser teşhisi konulmaktadır. Özellikle prostat bezinin ön yüzündeki kanserlerin saptanmasında bu farklılık daha da belirgindir.
Prostat biyopsisi idrarda kan gelmesi, meninin kanlı olması ve idrar yapamama gibi yan etkilere yol açabilir. Nadir olarak gelişse de biyopsinin transperineal yöntemle yapılması enfeksiyon olasılığını daha da düşürmektedir.
Yukarıdaki gerekçelerden dolayı MRI Füzyon Prostat Biyopsi uygulamasında transperineal yöntem öncelikle tercih edilmelidir (Avrupa Üroloji Derneği 2021 Kılavuzu).
TEDAVİ
Prostat Kanserinde Tedavi
Prostat kanseri saptandıktan sonra tedavi hastanın yaşı, genel durumu, hastalığın evresi, ek hastalıkları göz önüne alınarak planlanır.
Aktif İzlem: Teşhis edildiğinde ilerleyerek hayatı sonlandırabilecek niteliklere sahip olmayan düşük riskli (klinik anlamsız prostat kanseri) hastalar Aktif İzlem protokolüyle takip edilebilirler. Aktif İzlemde amaç; yaşam süresini uzatamayacak tedaviler uygulanmasını önlemek ve böylece hastaları yararsız tedavilerin yan etkilerinden korunmaktır. Bununla birlikte, hastalığın öngörülen doğal seyrinden bir sapma olması riskine karşın düzenli değerlendirmeler yapılması zorunludur. Aktif İzlem hastaları kanda total PSA, makattan prostat muayenesi (rektal tuşe), uygun aralıklarla multiparametrik prostat MRI ve tekrar biyopsiyle takip edilebilirler.
Cerrahi Tedavi: Cerrahi Tedavi: Organa sınırlı prostat kanseri hastaları için öncelikli tedavi yöntemi radikal prostatektomidir.
Radikal prostatektomi ameliyatında prostat beziyle birlikte seminal veziküller (meni kesesi) çıkarılmaktadır. Cerrahide hedef kanserli hücre içeren tüm dokunun vücuttan çıkarılmasıdır. Cerrahi robot yardımlı ya da açık olarak uygulanabilir. Robotik prostat cerrahisinde idrar kontrolünün daha kısa sürede sağlanması ve kan kaybının daha az olması öncelikli avantajlardır. Ayrıca operasyonun gerçekleştirilmesi için geniş cilt kesilerine gereksinim duyulmaması nedeniyle ağrının daha az olması, buna bağlı vücut deformasyonunun minimal ve iyileşme süresinin kısa olması göz ardı edilmemesi gereken diğer yararlardır. Radikal prostatektomi cerrahisinin bir diğer yan etkisi penis sertleşmesi üzerine olumsuz etkisidir. Hastanın yaşı, cerrahi öncesi cinsel performans düzeyi, hastalığın evresi ve ameliyat için kullanılan teknik sertleşmenin geri dönüşünü etkileyen temel belirleyicilerdir.
Radyoterapi: Kanser hastalığının radyasyon kullanılarak tedavi edilmesidir. Radyoterapinin amacı; kanserli hücreleri öldürmek veya bölünüp çoğalmalarını engellerken çevresindeki normal dokuya mümkün olduğunca zarar vermemektir. Prostat kanseri tedavisinde radyoterapi organa sınırlı hastalık ve tümör hücrelerinin çevre dokuya yayıldığı evrelerde uygulanır. Etkinliği güçlendirmek için farklı zamanlarda LHRH analoglarının (vücutta erkeklik hormonu düzeyini azaltan uygulamaların) tedaviye eklenmesi gereklidir.
Radyasyonun kendisine özel yan etkilerinin (idrar yapma düzeninde bozulma, kanlı idrar yapma, dışkılama sorunları vb) dışında idrar tutamama ve cinsel yaşamda yaşanan olumsuzluklar tedavinin potansiyel riskleridir.
IRE (NanoKnife): IRE (Irrevesible Electroporation) tekniği seçilmiş prostat kanseri hastalarında cerrahisiz, doku düzeyinde hedefe yönelik tedavi sağlar. Prostat dokusunda biyopsiyle yerleri tespit edilen kanserli alanlar 3000V düzeyine kadar yükselebilen elektrik akımı verilerek yok edilir. Özelleştirilmiş elektrik akımı kanser hücrelerinin zarlarında delikler açılmasını sağlar ve hücreyi ölüme sürükler.IRE uygulaması ısı etkisi yaratmadığı için kanserli dokunun çevresindeki hücrelerde hasara yol açmaz. Damar ve sinir hücrelerine zarar vermediği için tedaviye bağlı yan etki gelişme olasılığı çok düşüktür.
Hormon Tedavisi: Prostat kanseri gelişiminde ve tümör hücrelerinin varlıklarını sürdürmelerinde vücuttaki erkeklik hormonları önemli yer tutarlar. Bu nedenle, özellikle ileri evre prostat kanserinin tedavisinde erkeklik hormonlarının baskılanması ya da üretiminin önlenmesi akılcı bir yaklaşımdır. Komşu dokulara ve uzak organlara yayılmış hastalığın cerrahi yöntemlerle tedavisi yetersizdir ve tüm vücuda etki edebilecek ilaç tedavileri tercih edilir. Testislerde ya da diğer dokularda erkeklik hormonu üretimin engellenmesi, dolaşımdaki erkeklik hormonunun hücredeki etkisinin durdurulması ilaçlarla sağlanabilir.
Kemoterapi: Kanser hastalığının tedavisinde uzun süredir kullanılan kemoterapi yöntemi (tümör hücrelerinin vücuda verilen ilaçlarla öldürülmesi) prostat kanserinde yaklaşık 20 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu kadar kısa zamandır kullanılmasına rağmen kemoterapi uygulaması prostat kanseri tedavisinde büyük değişimler yaratmıştır. Kemoterapi hastalığın farklı evrelerinde, hastanın risk sınıflamasına uygun olarak tedavi programında yer alır. Bu şekilde ileri evre prostat kanseri olan hastaların da yaşam sürelerinin uzatılabildiği bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuştur.
Prostat hastalıkları dahilinde bir diğer rahatsızlık olan “Prostat Büyümesi”ne ilişkin daha fazla bilgi almak için; Prostat Büyümesi Belirtileri ve Tedavisi